ANASAYFA

DEVRIMIN 10. YILININ BASARILARI

30.01.2009

Devrimin 10 yillik sürecinde Bolivarci Hükümet , paradigmalari kirdi, engellerle bogustu, bütün beklentileri asti, imparatorlugun karsisinda durdu, bilinci kökten degistirdi ve en önemlisi devrimci projenin motoru ve enerjisi olarak, insan varliginin toplumun merkezi ve temeli olduguna dair inanci siar edindi.

En tipik basarilar nicel olarak Misyonlarla (Missions), altyapi çalismalariyla, teknolojik ilerlemelerle degerlendirilebilir fakat bunlarin yaninda niteliksel bir degerlendirme bizleri su üç sonuca görürür: Bolivarci Devrim'in gelisiyle, Venezuelalilar'in çogunlugunun hayat kalitesi yükseldi, toplumsal esitsizlikler önemli ölçüde azaldi ve Venezuela gelismis bir ülke sartlarinin yakalanmasi mücadelesinde önemli adimlar atti.

BASARILAR

1. YOKSULLUGUN AZALTILMASI Baskan Hugo Chavez önderligindeki Bolivarci Hükümet'in yönetimi sürecinde, asiri yoksulluk orani 1998'de % 42'den bugün % 9.5 gibi bir oranla muazzam bir düsüs gösterdi. Bu sonuç Venezuela'yi Birlesmis Milletler Milenyum Hedefi'nin ilerisinde bir basariya tasidi. Genel yoksulluk orani da keza 1998'de %50.5'ten 2008'de %33.4'e güsürüldü.

Venezuela'nin Insan Gelisim Indeksi 1998'de 0.69'dan (orta düzeyde ilerleme) 2008'de 0.84'e (yüksek düzeyde ilerleme) yükseldi. Su anda Venezuela, BM Gelisim Raporu'na göre 179 ülkeden 67. sirada yer almakta.

2. EGITIM IMKANI 2005'te Venezuela, UNESCO tarafindan belirlenen hedefe, bedava egitim ülkesi oldugunu ilan ederek ulasti; yetiskin ve yaslilarin % 96'si okuma ve yazmayi biliyor. Fakat hala çalisiyoruz ve 15 yasin üzerindeki nüfusun % 99.6'si okur yazar.

Su anda Venezuela devleti GSMH (Gayri Safi Milli Hasila)'sinin % 7'sini egitime ayirmayi hedeflemekte egitime ayrilan bu oran 1998'de GSMH'nin % 3.9'u idi. Sosyalist misyonlar (sosyal programlar) dahil edilmezse, 1998'de okula kaydolan ögrenci sayisi 6.2 milyondu; su anda hem kamu hem de özel okullarda kayitli ögrenci sayisi 7.5 milyon.

Baskan Chavez'in inisiyatifiyle resmi egitim sisteminin disina itilmis nüfusla ilgilenilmesi maksadiyla olusturulmus sosyalist misyonlar asagidaki istatistikleri bizlere saglamakta:

Misyon Robinson II: 437.171 ögrenci mezun oldu.

Misyon Ribas: 510.585ögrenci mezun oldu.

Misyon Sucre: 571.917 Venezuelali 334 farkli belediyede, 24 (kariyer) programda yüksek ögrenim görmekte. 30 bin ögrenci yedi programdan mezun oldu: egitim, çevre yönetimi, yerel gelisim sosyal müdürlügü, gazetecilik, bilgisayar bilimi ve tarimsal ürün üretimi.

3. SAGLIK IMKANI Venezuela GSMH'sinin % 4.2'sini sagliga ayirmakta ve Barrio Adentro I-II-III ve IV sosyal programlarinin olusturulmasiyla Venezuelalilar'in saglik hizmetlerinden parasiz yararlanma imkanini garanti altina alan stratejiler derinlestirilerek sürdürülmekte. 2009 yilina kadar Barrio Adentro asagidaki basarilari göstermistir:

24.884.567 Venezuelali, diger bir deyisle nüfusun % 88.9'u, bu misyonlardan faydalanmaktadir.

630.491 Venezuelali bu misyonlar sayesinde kurtarilmistir.

Barrio Adentro: 6531 Halk Saglik Merkezi'nin, 479 Entegral Tani Merkezi'nin, 543 Entegral Rehabilitasyon Merkezi'nin, 26 Ileri teknoloji Merkezi'nin, 13 Halk Klinigi'nin, 459 gözlük ve 3019 Tip ve Dis Bakim Merkezi'nin kurulusunu gerçeklestirmistir.

4. SOSYAL GÜVENLIK Baskan Chavez yönetiminde issizlikte, %12'den 2009'un bu ilk çeyreginde % 6.1 gibi yüzde ellilik bir düsüs saglanmistir.

Mayis 2007'de Venezuela'da asgari ücret Latin Amerika'nin en yüksek düzeyi olmustur (372 Dolar)

Buna mukabil, isçiler 139 Dolar'in üzerinde bir aylik gida ikramiyesi almaktalar. Keza emekli ayliklari da asgari ücret düzeyine yükseltilmistir.

5. EKONOMIK GELISIM Venezuela ekonomisi arka arkaya 20 çeyreklik bir büyüme yasamistir. 2004 yili, % 18.3'lük tarihi bir büyüme oraniyla göze çarpmaktadir. 2008 büyüme orani % 4.9'dur. Ekonomimiz 1998 yiliyla karsilastirildiginda % 526.98'lik bir büyüme göstermistir.

Brezilya, Meksika ve Arjantin'den sonra Venezuela, Latin Amerika'nin dördüncü büyük ekonomisidir.

6. GIDA ÖZERKLIGI Ülke gidasinin güvenligi ve özerkligini garanti altina almak için Bolivarci Hükümet, Venezuela halkina temel yiyecek maddelerini düsük fiyattan ve aracisiz olarak temin etme amacini tasiyan Gida Misyonlari'ni (Mission Food) kurmustur. Bu inisiyatif, depolama merkez ve dükkan aglariyla (Mercal, PDVAL, ASA, FUNDAPROAL gibi adlarla) gerçeklesmistir.

1998'de Venezuela 16.272.000 ton sebze üretmistir. 2008'de Venezuela, 20.174.000 ton besin üretimini gerçeklestirme basarisini göstermistir. Bu rakamlar bu güne degin % 24'lük bir artisi temsil eder.

7. KAMU BORCU Kamu borçlari 1998 yilinda GSMH'nin % 73.5'inden 2008'de % 14.4'üne düsmüstür ki bu oran Venezuela'yi, milli bütçe açigi dünyanin en düsük seviyedeki ülkeleri arasina sokmustur. 1998 yilinda IMF ve Dünya Bankasi'na yapilmis 3 milyar dolarlik borç tamamen ödenmistir.

8. ULUSLARARASI REZERVLER 1999'un ilk döneminde uluslararasi rezervler 14.3 milyar dolar tutarindaydi. Ocak 2009'da bu rezervler 41.9 milyar dolar tutarindadir.

9. TEKNOLOJIK ÖZERKLIK Bolivarci Hükümet öncesinde bilim ve teknoloji alaninda hemen hemen hiçbir yatirim yapilmadi. Bugün Venezuela GSMH'sinin % 2.69'u bilim ve teknolojiye ayrilmistir. Infocentros (bilgi merkezleri) ve Milli Teknoloji Okuryazarlik Plani'nin olusturulmasiyla halkimizin bilgi ve komünikasyon teknolojilerinden faydalanma imkani artirilmistir. 29 Ekim 2008'de Venezuela, Ç,n Halk Cumhuriyeti'ndeki Sichuan Uydu Merkezi'nden, Simon Bolivar Uydusu'nu göndermistir; uydu hala faaldir ve Venezuela Devleti uydunun kontrolünü devralmistir. Uydu hizmetleri ülke çapindaki binlerce toplulugun ve sinirlarimiz disindaki diger Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin hizmetine sunulmus olacaktir.

Venezuela'nin teknolojik özerkliginin güçlendirilmesi ana stratejik önemdeki telefon sirketinin, Venezuela Milli Telefon Sirketi (Ispanyolca kisaltilmisi CANTV), devletlestirilmesini de içermektedir.

10. CINSIYET ESITSIZLIGININ GIDERILMESI Cinsiyet esitligi, Venezuela toplumunun basarilarina eklenmelidir. Halk Merkezleri'ndeki kadin katilim orani % 60'tir; 5 Halk Gücü'nün 4'ü kadinlar tarafindan idare edilmektedir. Kadinlarin Milli Meclis'teki ( Venezuela Parlamentosu) varligi % 10'dan % 16.5'e yükselmistir.

Iletisim Ve Bilgi Için Halk Gücü Bakanligi, 30 Ocak 2009

Ministry of People's Power for Communication and Information, Jan 30 2009 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


__._,_.___

Sergi “Korda’nın Objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü”
9 Ekim 2008- 4 Ocak 2009

Tarih: 9 Ekim 2008- 4 Ocak 2009
Yer: santralistanbul Ana Galeri 1. Kat

Pazartesi hariç 10.00-20.00 saatleri arasında gezilebilir
Silahtar Mah. Kazım Karabekir Cad. No:1 Sütlüce-Eyüp

 

Sergi, Küba devriminin önemli aktörlerinden Ernesto Che Guevara’nın 1960 yılında Alberto Díaz Korda tarafından çekilen Guerrillero Heroico (Kahraman Gerilla) isimli portre fotoğrafının devrimsel içeriğinden çıkıp hızla üretilen ve çoğaltılan bir tüketim aracı haline gelmesini anlatıyor. Küratörlüğünü Trisha Ziff’in üstlendiği ve Riverside Kaliforniya Üniversitesi’ne bağlı UCR / Kaliforniya Fotoğraf Müzesi tarafından düzenlenen sergi, otuz ülkeden fotoğraf, poster, film görüntüleri, kıyafet ve diğer tüketim ürünlerine uzanan birçok eserden oluşuyor.

Serginin adı her şeyi anlatıyor

“Korda’nın Objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü” adlı sergi aslında ismiyle her şeyi anlatıyor. “Yaratmamız gereken 21. yüzyılın insanıdır, bu hâlâ öznel ve tasarlanmamış bir arzu olsa bile. Çabamızın temel hedeflerinden biri, tamı tamına gelecek yüzyılın insanıdır” demişti Guevara. Oysa 21. yüzyıl insanını tarif ederken bugün “tüketen, rekabet eden” bir mahlukat karşımıza çıkıyor ki Che’nin hayalinde böylesi bir insan yoktu şüphesiz.

ESRA ALİÇAVUŞOĞLU/Cumhuriyet Gazetesi

Fotograf Sergisi

Devrim simgesinden tüketim imgesine Che

Sergi sezonu bu yıl güçlü etkinliklerle başladı. Bunlardan en çok ses getireni Sabancı Müzesi’ndeki Dali sergisi oldu kuşkusuz. Aldığımız duyumlara göre Picasso sergisinden bile daha çok izleyici çekiyormuş Dali. Aslında bunda şaşılacak pek bir şey yok. Çünkü bilindiği gibi Dali sadece sanat dünyasında değil, herkes açısından tanınırlığı en yüksek sanatçıların başında geliyor. Tabii Türkiyeli izleyicinin de buna kayıtsız kalması beklenemezdi; öyle de oldu. Merak edilen nokta Sabancı Müzesi’nin bir sonraki adımının ne olacağı. Dali ile namludaki son kurşun ateşlendi mi yoksa müze yetkilileri İstanbul’un üstgeçitlerini ve Sabancı Holding binasını bir başka renkle donatmanın hazırlığını mı yapıyor? (Picasso sergisinin rengi mavi, Dali’nin ki ise kırmızıydı.) Dali sergisi en ses getiren açılış oldu evet ama özel müzelerin hemen hepsi “göz alıcı” sergilerle sezona başlama geleneğini bu yıl da bozmadı. Pera Müzesi “Doğu’nun Cazibesi / Britanya Oryantalist Resmi”, İstanbul Modern ise “Suyun Bir arada Tuttuğu” sergisiyle çağdaş sanatın önde gelen isimlerini bir araya getiriyor.

MAGNUM’DA KIRILMA

Sezona yeni sergilerle giren bir başka mekan ise Santral İstanbul. Geçtiğimiz yıl Modern ve Ötesi sergisi ile yaptığı açılışla olumlu ve olumsuz eleştirilerin odağı olmuştu Santral İstanbul. Küratörlü ama sanat tarihsel bir kaygı ile gerçekleştirilen bu sergide hem çağdaş Türk sanatının öncüleri bir araya getirilmiş, hem de sanatçı atölyelerinde kalan yapıtlar yıllar sonra tekrar sergilenerek izleyicinin belleği tazelenmişti. Sergi ile birlikte düzenlenen etkinlikler de Çağdaş Türk sanatının durumu, sorunları ve eğilimleri ile ilgili konulara platform oluşturmuştu. Bu büyük serginin ardından Santral İstanbul bu sezona farklı bir yaklaşımla giriyor. Modern ve Ötesi gibi çağdaş Türk Sanatı’nı değişik bağlamlarda okumaya elverişli, büyük emek gerektiren bir sergi yerine, geçici paket sergilere ayırıyor koridorlarını bu kez. Santral İstanbul’da üç sergi var bugünlerde; ikisi yazın, Che sergisi ise geçen günlerde açıldı.

Ünlü Magnum fotoğrafçısı Martin Parr’ın retrospektifi bu sergilerden biri. Belgesel fotografçılığın kalesi Magnum geleneği içinde bir kırılmayı işaret eden Parr’in fotoğrafları gerçekten de bizim tanık olmadığımız ya da üstü örtülmüş gerçekliği tüm çıplaklığı ile göstermeye odaklanmıyor. Aksine, hemen herkesin gündelik deneyimleri içinde karşılaştığı kimi zaman sıradan, kimi zaman ise sıra dışı görüntüleri yakalıyor. Bu fotoğraflar sıradan ama ironik, şaşırtıcı ama aynı zamanda bilindik gündelik yaşam sahneleri. Hepimizin tanıdık olduğu bu imgelerle aslında yaşamın sıradan anlarına ve görüntülerine ayna tutuyor Parr. Bize nasıl yaşadığımızı, tuhaflıklarımızı nasıl benimsediğimizi hatırlatıyor; kısaca bugünün imgelerinin ve insanlarının peşine düşüyor İngiliz fotoğrafçı. Sergide, “Almanya’yı Düşünmek”, “Glasgow”, “Meksika” ve “Lüksemburg” serisinden fotoğraflar yer alıyor.

Santral İstanbul’un ikinci sergisi “Gerilimli Sınırlar”. Saskia Holmkvist, Sini Pelkki, Jussi Puikkonen, Carrie Schneider ve Sauli Sirviö’nün işlerinin yer aldığı serginin küratörü Aura Seikkula. Sergi gerilimli sınırlar başlığıyla coğrafyanın otoritesini, bölgelerin bireysel kimlik üzerinde nasıl etkili olduğunu ve dolayısıyla bölgesel ilişkileri sorgulamayı amaçlıyor. Kısaca bireyin kendini tanımlarken kullandığı kavramlar ve sözcükler bölgesel aidiyet üzerinden tartışılmaya çalışılıyor. Bu serginin en dikkat çeken işlerinden biri Saskia Holmkvist’in “Rol Kontrolü ve Karaktere Bürünme” başlıklı video yerleştirmesi. Sanatçı iş görüşmesi, sorgulama, çift terapisi ve siyasi uzlaştırma olmak üzere dört tür “karşılıklı konuşma durumunu” sahneye koyuyor ve buradaki güç ilişkilerini tanımlamaya çalışıyor.

POP İKONU CHE

Santral İstanbul’un üçüncü sergisi ise “Korda’nın Objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü”. Diğer iki sergiye oranla popülerliği daha çok olan bu serginin başlığı aslında herşeyi anlatıyor. Devrimin simgesi bir imgenin kapitalizmin elinde içinin boşaltıldığı pop bir ikona dönüşümü 30 ülkeden toplanan nesnelerle izleyicilere aktarılıyor. Küratörlüğünü Trisha Ziff’in yaptığı sergi, Alberto Dazz Korda’nın 1960 yılında çektiği Kahraman Gerilla başlıklı, hepimizin hafızasına kazınmış o ünlü Che Guevera portresinden yola çıkıyor. Toplu bir cenaze töreni sırasında çekilen ve alttan çekim tekniği ile anıt izlenimi veren bu fotoğrafın düzen karşıtı anlayışın ve eylemin bir simgesi olduğu kesin. Ancak, bu imgenin yıllar içinde t-shirtlerden bardaklara, rozetlerden grafitilere popüler kültürün bir öğesi ve tüketim toplumunun aracısı haline gelmesi ne kadar da düşündürücü. Yıllar önce Susan Sontag’ın dile getirdiği; “Che’nin, belleğimizde aşırı soyut bir simaya dönüşmesine, Lord Byron gibi romantik bir serüvenci, Zapata gibi soylu bir mazlum, Martı gibi bir şair-devrimci olup çıkmasına fırsat vermememiz gerekir” sözleri bile bugünkü Che imgesi için nasıl da masum görünüyor...

Bugün baktığımızda Sontag’ın söylediklerinden çok daha ötesine “fırsat verildi”. Tüketim toplumunun olmadığı, herkesin eşit olduğu sosyalist bir toplum hayali ile yola çıkan ve bunda da başarılı olan Guevera’nın böylesi bir meta haline gelmesine üzülmemek elde değil. “Yaratmamız gereken 21. yüzyılın insanıdır, bu hâlâ öznel ve tasarlanmamış bir arzu olsa bile. Çabamızın temel hedeflerinden biri, tamı tamına gelecek yüzyılın insanıdır” demişti Guevera. Oysa 21. yüzyıl insanını tarif ederken bugün “tüketen, rekabet eden” bir mahlukat karşımıza çıkıyor ki Che’nin hayalinde böylesi bir insan yoktu şüphesiz. Commandante bu günleri görse muhtemelen içi sızlar ve Güney Amerika dağlarından hiç inmezdi. Ancak yine de bu “21. yüzyıl insan” tahayyülünün gerçekleşmeyeceğini söylemek için çok erken.

Kimbilir son günlerde yaşanan küresel mali kriz belki de bir dibe vuruşu ifade ediyor. Ve bu dibe vuruşun ardından yepyeni bir anlayış ve yepyeni bir “21. yüzyıl insanı” çıkacak ortaya. “Korda’nın Objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü” tüm bunları sorgulamamıza imkan veren ve görülmesi gereken bir sergi.